22 Kasım 2012 Perşembe

buralar dediğimiz mekanda , içlerinde hürrüyetle barınan hayaller yaşar ,
bir kedi ne kadar çok nankörlük çuvalından pay alsada yine almak ister ya ,
işte insan denilen mahluğun beyninde olan hayallerde hudutsuzlukla meşklenir ,
hayalin tek yemi hudutsuzluktur , hudutlu beyninin içinde .

düşünceleri insanların , anlatabilmek karşıdakine hiç kolay değil ,
kolay değil hiç hani, aynaya bakarken gözlerini görebilmek gibi ,
çünkülerin çünküsüdür bunu açıklamak , dalgasız denizlerin maviliği gibi ,
çünkü der insan , dünyanın dönüp bildiğini bilerek ve düşünerek ,
ama sonuç kendince verebildiği kadardır el-cevab .

dünya denilen bu alem döndükçe seviniyor kim bilir bu alem ,
bir erkeğe güzel gözükmek için yüzünü onlarca boya süren kadın varya ,
işte o gibi , nefsine tutulmuş belkide bu dünya ve döner bunun için ,
sevinmesi şundandır , gün gelecek bu dönüşte bitecek ,
herkes ve ben de varmam gereken yere varacağım diye sevinir .
sevinmeyen mi var sanki , bir mum ışığının sürebilidiği ömür kadar .

yalnızlığın tarifi , kütüphanelerce ansiklopedinin gereğine dem vurur ,
hele kaderi analtmaya , anlamaya çalışmak her ansiklopedideki mürekkep olmak demek ,
zor olan bu herşeyi hiç dert etmeden yaşayabilmek kolay zanaat da ,
birde düşünüp yaşayanlara sormalı kolaylık denen zanaatı anlamak nasıldır diye .

susmak , en derin karanlıklarda , karanlığın önüne ışık olup yol göstermek gibi ,
gibilerin gibisisindir sen , susunca , birde karanlığa sarılınca ,
boşverlerin en kralına sarılıp boşver de bazen anlamsızlığa sarılı bu hayata ,
bir de keşkelerin olsun o hudutsuz hayallerinin içinde her an adını anabileceğin ,
olsun senin keşkelerin çünkü , bazen gelir ki an olur ,
tutunacak tel dalın bir keşke olur ...

040-ENy ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder